Kültürümüze yeni yerleşen mekanlardan birinde kahve içmek istemişler belli ki...
Yok bence tam da öyle değil, aslında sadece birbirlerini görmek istemişler, kahve bahane...
Adam cam kenarındaki masalardan birinde oturmuş, saatine bakıyor kontrolsüzce...
Hem yapacak bir sürü işi olduğunun farkında huzursuzlanıyor, hem de az sonra geldiğinde sohbete başlayacağı kişiyi bekliyor olmaktan hoşnut... Bu hoşnut olma hali sinirine dokunuyor olmalı ki adamın; ne kendine, ne karşısındakine, ne de etrafındakilere hissettirmemek adına bu durumu elinden geleni yapıyor.
Karşılaştıklarında heyecanlarını bastırmaya çalışarak herhangi bir biraraya gelme durumu kadar sıradan olmasına çalışıyorlar herşeyin... Kahveler söyleniyor, çikolata kaplı kahve drajeleri yeniyor, türk kahvesine de fıstıklı lokumlar eşlik ediyor.
Hava, su, iş, güç, hayat, etraftaki insan manzaraları konuk oluyor sohbetlerine... Bazen içinde bulunduğu durumdan rahatsız olan adamın karşı ataklarına nasıl daha kontrollü tepkiler vereceğini kara kara düşünen kadının gülümsemesi, bazen de adamın istemeden de olsa gözgöze geldiklerinde ışıldayan gözleri farkediliyor etraftan. Araya yaptıkları telefon konuşmaları giriyor defalarca... Son derece tahammüllü ve katlanır haldeler birbirlerine hevesle bu durumda bile.
Ne tuhaf! Şöyle hissediyorum uzaktan bakınca; kontrol etmeye çalıştıkları duyguları değil de, havadan sudan sohbetler dile geldiği için aralarında; nasıl da zorluyorlar birbirlerini...
Ne adamın çocuksu ruhu, ne de aşka aşık kadının yüreği çıkabiliyor mevcut sorumlulukların arasından açığa; kalp atışlarını örtmek istercesine gerçekten sıradan konuşmalar yapıyorlar...
Ne kendileri olabiliyorlar o anda; ne de birbirlerini hiçe sayabiliyorlar...
Bu durumun ne kadar devam edebileceği, bu rolleri ne kadar taşıyacakları ya da taşıyamayacakları gözbebeklerindeki soru işaretlerine gizlenmiş. Bu soru işaretleri birbirlerine baktıklarında ortaya çıkan ışığa da gölge düşürmüş sanki...
Artık masada kahve fincanları boş, kimsenin eli drajeler de gitmiyor bir süredir...
Biraz hayalkırıklığı, biraz ümit, biraz karmaşa var bakışlarında... Aynı pencereden bakıp, aynı şeyleri görebilen ve belli ki aynı dilde ifade edebilen iki kişinin etkileşimi var aralarında ve her ne kadar kabullenmiş gözükmeseler de birbirlerini vazgeçilmez kılan da bu sanırım her iki taraf için de...
Tam herşeyin rutine girmiş olduğuna inanan benim de silkelenmeme sebep olan bir ses; adamın muzip bir ifadeyle “ama ben şimdi istiyorum...” diyen, gülümseyen sesi geliyor kadının kulağına...
Hangi sözün bittiği yerde söylenmiş birşey olduğunu umursamazca kocaman gülümsüyor kadın; aslında bu cümle adamın çoktandır kendini kontrol edip geriye çeken tavrının da sona ermesi gibi...
Bu kez gözgöze geldiklerinde yeniden parlıyor gözbebekleri...
Gülümseyerek ayrılırlarken onlar mekandan, ben düşüncelerimden arınmaya çalışıp bakakalıyorum çiftin ardından...
“Eğer diyorum, bu ilişki sıradan hale gelirse inat uğruna; yazık olmayacak mı yaşanma olasılığı olan heyecanlara, yazık olmayacak mı aşka?”
Sonra şu satırlar geldi aklıma bu kadar boş bakınca onların ardından gökyüzüne...
“Adamla kadın geçip gittiler birbirlerini, konuşmadan. Ne kadın sahiplendi aşkı ne de adam. Bir aşk daha -yarım- sokak ortasında kalakaldı bi başına.
"bi adam... bi aşk... bi kadın...”
Şebnemm
Herkes sahiplensin aşkı artık kendince,
yarım kalmasın diyen..