Sevgili Dedeciğim;
Aramızdan ayrıldığından bu yana, ara ara konuşurum seninle uzaktan!
Yıllardır kimi zaman içimde biriktirdiğim göz yaşı, kimi zaman Alara’ ya anlattığım bir çocukluk anısı, kimi zaman yutkunamadığım bir an, kimi zaman rüyalarımda karşıma çıkan ak saçlı bir dede oldun benim için…
Seni sevmenin tadını çıkarabilmenin, senin kokunu çokça içime çekebilmenin, traşlı yüzüne doya doya doya bakabilmiş olmanın özlemi çöker sıklıkla içime…
Seninle yaşıtlarımın sokakta ip atladığı günlerde Suadiye Suadiye’ de “Gırgıriye’ de Şenlik Var!” filmini seyretmiş olmanın, cam önünde Coca-Cola içmenin, dünyadaki en şahane takım elbiseleri diken bir dedeye sahip olmanın, hep gülen, yumuşak yüzlü, pamuk kalpli bir dedeye sahip olmanın tadını çıkardım çocukluğumda…
Nikah masasına oturduğumda bile seni arayacaktı gözlerim; bundandı oraya gelmeye seni ikna etmek için gelinliğimle önce sana gelişim. İyi ki gelmişim, iyi ki ikna etmişim seni! Canım benim!
İlk cep telefonum, ilk maaşımla satın aldığım “CAT” botlarıma o kadar çok para ödeyişim, senin diktiğin takım elbiseleri üzerimde taşıma halim seni benimle ilgili şaşırtan ve gülümseten detaylardı, hatırlarım. Ah bi de senin beni prova edişin… “Sakın öğrenme dikiş dikmeyi kızım!” diyen Pamuk Dedem benim! O gün bugündür elime her dikiş iğnesi aldığımda içim ezilir…
Bugünlerde Tansu Çiller ve Hülya Avşar’ ı hayranlıkla izlemeni, her sabah özenle traş olmanı, mis kokan tenini özlüyorum Dedeciğim! Bir de dikiş makinanın sesini, küçücük terzi dükkanının önünden geçişimi, kömürlü ütünü hatırlıyorum o günlerden…
Dün sana geldim, ilk kez mezarının başına gelip dua ettim sana uzun uzun… Bu seninle ilgili aşmam gereken büyük bir sınavdı benim için… Üstelik Alara ile geldim sana. Dua ettik sana, seni anlattım uzun uzun Alara’ ya…
Alara genç kız olma yolunda ilerlerken, seni dinliyor benden sıklıkla, sana olan özlemimi, seninle paylaştıklarımı, senin pamuk kalbini anlatıyorum ona çokça…
Buralarda neler oluyor bilmek ister misin?
Türkiye senin bıraktığın zamanlardaki kadar karmaşık siyasi olarak; üstelik bizi dış dünyada temsil edenler senin bıraktığın zamanlardakiler gibi güzel değiller; haber izlemek gözümüzü gönlümüzü açmıyor anlayacağın şu günlerde…
Ne çevreye, ne eğitime, ne medeniyete, ne insana, ne adalete çok da önem vermiyoruz yine…
Anneannem hala özler halde seni; sana “Rıfat Bey!” diye seslendiği günleri özlediğini senin oturduğun köşede akşam olurken otururken yüzündeki hüzün anlatır bana her defasında…
Çocukların, her defasında saygı, hürmet ve hüzünle anarlar ve öyle güzel laflar ederler ki ardından; insanı ölüme bile özendirir senin ardından konuşulanlar!
Torunların… Hepimiz özlüyoruz ve sessizce salonda asılı olan fotoğrafında kilitleniyor hala gözlerimiz… En büyük ve ilk göz ağrın olan ben Alara’ yı büyütüyorum! Ama sana hep anlattığım gibi; Alara’ nın annesi olmanın dışında varolan kimliklerimin de tadını çıkarıyorum, hala çamlıca gazoz ve çokomel seviyorum!
Aile büyüdükçe bize dahil olan her fert; senin yokluğunu bizim anlattıklarımızla hissediyor inan bana…
Ah dedeciğim; nur içinde yat. Saygı özlem, gözyaşı ve dua ile anıyoruz biz seni.
Şebnemm