“Kızıl saçlı ve aşk dolu bir kadını yaz bu defa” dedi bir dış ses… “İlk kez başka bir kahramanın dilinden yazacağım yazımı ama…” dedim; “Olsun!..” diye omuz silkti.
Yazdım biraz, sonra bakakaldım ekrana; sonra yağmurlar yağdı, toprak kokusu değdi burnuma…
Sonra yüreğimden geçenleri yine cesur bir yürek olup paylaştım ve bekledim sessizce… Aslında beklediğim cevapları alıyorum her defasında da; tek problem hep ben sorunca… (?)
Neyse gelelim kahramanımıza…
Öylesine aşıktı ki aşka; yüreği çarpmalıydı uyandığında her yeni sabaha…
Kızıl saçları, yüreğinde aşkı, ayırt edici özellikleri ya da başka bir ifade ile, delilikleri vardı… : )
Bazen ” Bumerang” olarak tanımlardı yaşadığı aşkı, bazen deli gibi tutkulu bir aşık olurdu.
Boğazında düğümlenenler olsun istemezdi hiç; bir şeyler düğümlendiğinde boğazında hiç yutkunmadan paylaşıvermeliydi değerli kıldıklarıyla… Kimi zaman söyleyerek, kimi zaman yazarak… Yazardı ne de olsa… Okurdu da… : )
"Beğendiğiniz bedenlere hayalinizdeki ruhları koyup aşk sanıyorsunuz!.." demiş ya William Shakespeare; kızıl saçlı kadın da zaman zaman böylesi yanılsamalar yaşadığını düşünürdü duvara çarptığında… “Israrcı” olup olmadığını sorgular, bakakalırdı kimi zaman etrafa…
Yüreğinden geçenleri cesurca paylaşıp, hayata geçirmeyenleri cesaretsiz bulurdu belki de…
Bazen çekip giderken;
“Bazen yıldızları süpürürsün farkında olmadan,
Güneş kucağındadır, bilemezsin.
Bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür,
Göğsünde kuruludur orkestra, duyamazsın.
Koca bir sevdadır yaşamakta olduğun, anlamazsın
Uçar gider, koşsan da tutamazsın…”
sözlerini mırıldanmaktan korkar belki de kendi kendine…
Hayata ve aşka sıkıca tutunmak gerekliliğini, yağmura değen toprak kokusunu, yıkanmış şehri başka bir gözle görmeyi, içinden geçenleri hak ediyor olduğunu düşündükleriyle paylaşmayı iyi bilir.
Koşu bandının üzerindeyken de, çok çalışırken de, tatildeyken de, yağmuru ve toprağı koklarken de, fotoğraf çekerken de, müzik dinlerken de, arkadaşlarıyla sohbet ederken de, seyahat ederken de yüreğindedir sevdiğinin kokusu… Zaman darlığı ya da yapacak işlerin varlığı sevdiğini düşünmeye, engel değildir nasılsa…
Ayakları yerden kesildiğinde de, hayata lanet ettiğinde de tutabilmek ister sevdiğinin elinden…
Kızıl saçlı aşka inanan kadın; aşkın varlığını sorgulamaktan da nefret eder; bir yürek çırpıntısı çok şeye bedelmiş O’ nun için meğer…
Şimdi ne bu yazıya sebep olanı, ne bu yazıyı yazanı ne de yazıdaki kızıl saçlı kadını sorgulamadan kapatın gözlerinizi; içinize çekin sevdiğinizin kokusunu…
Yanı başınızda ise zaten; ne mutlu!..
Kızıl Saçlı Kadın;
“Yağmuru sevdiğini söylüyorsun ama yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun, güneşi sevdiğini söylüyorsun ama güneş açınca gölgeye kaçıyorsun, rüzgarı sevdiğini söylüyorsun ama rüzgar çıkınca pencereni örtüyorsun. İşte bundan korkuyorum; çünkü beni de sevdiğini söylüyorsun…” diyen…