Hayatı, evreni ve kader çizgini rahat bırak der iç sesim sürekli.
Gerçekten bir şeylere hakim olmaya çalıştığımda, evreni rahat bırakabildiğim ender anlarda saklıdır yaşamımdaki mucizeler…
İçimdeki mücadeleci ruh boşa yorar durur kendini; yaşamla kavga ederken anlayacağınız…
Her durumda on adım sonrasını planlamaktan, empati kurmaktan, yaşamı kontrol altında tutmaya çalışmaktan yoruldum artık.
Şimdilerde kendimi rahat bırakasım var.
Nasıl da sıkmışım, yormuşum kendimi… En sevdiklerimin yanında geçirdiğim en sevdiğim zamanları bile tedirgin geçirmeye nasıl da alıştırmışım kendimi meğer; nasıl da farkında değilmişim bunun…
Hayat öğretiyormuş meğer…
· Büyük konuşmamak gerektiğini,
· Hayatı boyunca boyundan büyük laflar eden “adam” ların bir gün yalnız kalabileceklerini,
· Yaşam denilen mucizenin, bazı insanlara bazı misyonlar yüklediğini,
· Bir kadının içi içine sığmayıp, ayakları yerden kesildiğinde daha güzel görüneceğini,
· Hayatını paylaştığın insanların “duruş” unun kimi zaman senin “duruş” unu da etkileyeceğini,
· Bazı zamanlarda arkana yaslanıp, iç çektiğinde sinir bozucu (!) bir huzuru da içine çekebileceğini,
· “Biri” sine ait bir şeyi O’ nun adına taşımanın hayata ve insana değer katabileceğini,
· Geçen zamanın aynı pencereden bakıp aynı şeyleri görmeyi mümkün kılmayabileceğini,
· Şaşırmamayı,
· Dostlara sıkı sarılmak gerektiğini,
· Geçmişte bıraktığın bir dostu yıllar sonra bir yerde rastladığı bir yazılmış bir yazın sebebiyle gecenin bir vakti “iyi misin?” diye aramasının yüreğinde bıraktığı izi,
· Dostlar biriktirmenin önemini,
· “AŞK” ın sadece üç harfli bir kelime olmadığını,
· “Tutku” ile başlanan her şeyin başarıyı getireceğini,
· “Anneciğim ben büyüyünce senin gibi olmak istiyorum!” diyen bir kız çocuğunu yüreğine sığdırmak istemeyi,
· Sevmeyi, çok sevmeyi, çok çok sevmeyi,
· Koşulsuz sevginin evlat sevgisiyle bütünleştiğini,
· “Ait olmak” duygusunun büyüsünü,
· “-mış” gibi yapanları hayatından temizlemek gerektiğini,
yaşarken öğrendim ben de.
Ne mutlu bana o halde!
Şebnemm
Rengarenk…