Uçabileceğimizi Sanan Kuşaktanım


Sizi bilemem ama ben gururla söyleyebilirim ki (yaş kompleksine girmeden)  Süpermen’in Süpermen olduğu zamanlarda camdan atlayınca uçabileceğimizi sanan kuşaktanım. Hikmet Şimşek ile klasik müziği sevmiş, ikinci kanal açıldığında şaşkınlıktan kendini alamamış, yıllarca Mavi Ay’ı seyredip Bruce Willes ile Cybill in öpüşmesini beklemiş, sokaklarda oynamanın tadını sonuna kadar çıkarmış, leblebi tozu ve meybuz yemiş bir kuşağın, geldiği yeri unutamamış bir temsilcisiyim.

İlk aldığım albüm Michael jackson’ın dı.Çocukluk arkadaşımı kaybettim sanki ve gerçekten çok ağladım.Ne güzeldi onunla büyümek ve ne büyük şanstı…Bugün ben ağlarken yüzüme anlamsızca bakanlara o kadar acıdım ki o yılların tadını yaşayamamışlardı .Çocukluğuma öyle bir döndüm ki onun ölümüyle öyle böyle değil…Star Wars’u, Süpermen’i, Elm Sokağı Kâbusu gibi filmleri sinemada seyrederek büyüdüm. Şimdikiler gibi tekrarlarını ya da yeni versiyonlarını seyrederek değil. (Hasbelkader sinema sektörünün içine düşünce daha iyi anladım ki adamlar o zamanlar ne çekmiş ya.)

Kendi halinde ( inanılmaz göreceli) bir turizmciyken kendimi sette buluverdim. Türk Sinema Tarihi’nin en pahalı bütçeli filminde  makyaj ekibindeydim. Bir taş devri hikayesinin ortasında önümüze getirilen herkesi taş devri insanına benzettik elimizden geldiğince.Ve düşündüm seyrederken “ben ne güzel bir şey başarmışım.” Çocukken beyazperdede hayranlıkla seyrettiğim filmlerin nasıl çekildiğini az çok anlamış ve emeğe bir kez daha saygı duymayı öğrenmiştim.Çocukluğumun en güzel yeriydi sinemalar.Ve şimdi çok çok daha özel ve önemli.Çocukluğumdan aklımda kalan her şey şimdiki hayatımla ne kadar bağlantılı diye düşünüyorum şu anda.Hayvanat bahçeleri gibi..

Eskiden belgesel kanalları olmadığı için hayvanat bahçesi bizim için çok özel ve çok acayip bir şeydi. İlk kayboluşum…Daha doğrusu kaybolduğumun sanılması. Ankara’nın (o yaştaki bedenime göre) o kocaman hayvanat bahçesinde yaşları 4 ile 20 arasında değişen 7 kuzenim ve oradan buradan derken oluşan aşağı yukarı 20 kişilik bir kalabalıkla geziniyoruz.Israrla ve ısrarla yılanları,timsahı,kertenkeleleri görmek istiyorum..Korkarsınız diyorlar götürmüyorlar. Bir plan yaptım.Kaçacaktım…

Bizimkiler aval aval maymunlara bakıp fıstık atarken yavaşça kalabalığın arasından sıyrılıp tabelalardaki işaretlere baka baka onların yanına gittim.İlk defa orda tanıştım sürüngenlerle.Halbuki daha sonra o kadar çok sürüngen tanıyacaktım ki…

Güzel ailemle Kaz Dağları eteklerinde yaptığımız yaz tatillerimiz ve en güzeli de o zamanki arkadaşlarımın hala hayatımda olmaları…Ben unutamıyorum bunları...Ne güzel şeyler yaşamışız yaşımızı ne güzel yaşamışız. Şimdi 32 yaşımdayım. Geçmişi düşünüp şimdiki durumuma bakınca üzülmüyor değilim.Keşke büyümeseydik diye düşünmeyen var mıdır acaba?

Ben bunu bugünlerde daha çok düşünür oldum. İnsanları tanıdıkça, yaşadıkça, sorumlulukların arttığı ölçüde sorunlarında çoğaldıkça, daha çok özler oldum. Size sayfalarca çocukluğumu yazmak geliyor içimden. Etrafımdaki mutsuz, umutsuz arkadaşlarıma ümit vermeye çalışırken aslında kendimin sadece anılarımdan beslediğimi fark ediyorum. Kendimi mutlu çocukluğumun anılarında bulup şu anki sorunlarımdan uzaklaşırken kendi dertlerimi unutup onlar için üzülüyorum…

O kadar güzel ki…Daha 24 yaşında…Çok sevdiği erkek arkadaşıyla kaçıp Bodrum’da evleniyor elinde bir demet papatyayla..Ve daha bir yıl geçmeden aldatılmakla yüzleşiyor… Sonuç mahkemede tek celseyle karara bağlanıyor.Kocaman gözleri hala küçük bir çocuk kadar savunmasız ve masum bakıyor  dolu dolu olurken.”Üzülme geçecek” diyebildim sadece.Gerçekten geçecek.Biz mutlu çocuklardık.Mutlu büyükler olamadık; ama bu mutlu olmayacağımız anlamına gelmemeli.Bu böyle gitmemeli.
İnsanları tanıdıkça,onları yaşadıkça ya mutlu olacağız ya da canımız yanıp oturup üzüleceğiz. Bu deneme yanılma hiç bitmeyecek.Ve kimler gelip kimler geçecek.O yüzden şimdi üzül ağla içine atma ama GEÇECEK…

Ben insanları tanıdıkça,sevdiklerimin ve benim canım her yandığında çocukluğumu anmaya  devam edeceğim.Hayvanat bahçelerini,sokaklarda özgürce oynayabilmeyi, hesapsız ve koşulsuz  bizi sevenleri özleyeceğim.Ve her şeyin gelip geçeceğini unutmayacağım unutturmayacağım… Hayat hep mücadele J

Haftanın Fon Müziği : Michael Jackson I’ll be there…..


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/ haberin tüm hakları Mavi Ş Reklam Basın Yayın ve Danışmanlık Hizmetleri Ltd. Şti'ne aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.

Adınız Soyadınız:

E-Mail Adresiniz:

Yorum:

Lütfen Güvenlik Kodunu Giriniz !: