"Beni Hayat Tutuyor"




Az önceki yağmurdan kalmış bu yerdeki ıslaklık.

Gökler neye hüzünlendi ise bu sefer, delinmiş göğün gözü besbelli. Sokak kedilerini hiç bu kadar buruk görmemiştim. Zaten neden böyle sınıflandırırız kedileri, sokak kedisi diye onu da bilmiyorum. Sanırım doğamızda var; bize ait olanların dışındakiler, sokakta ve yabancı oluyor çoğu zaman. Peki, gerçekte böyle midir diye düşünüyorum yorgunluğunu sırtıma yüklediğim günün gecesinde.

Yanımdan geçen bu arabadaki insanlar benim yabancım mıdır ya da ben onların hiç bir şeyi olmuyor muyum sırf bir selamımız yok diye.

Hepimiz aynı geminin yolcuları değil miyiz? Kimimiz güvertede martılara simit kırıntıları atarken, kimimizi deniz tutuyorsa, kimimiz kaptan köşkünde ve bir diğerimiz makine dairesinde diye yabancı mı oluyoruz? Yok mudur hatırımız şu ıslak kaldırımlarda sırf birbirimizin adımlarına basıyoruz diye. Aynı bakkaldan alışveriş etmemizin de mi hiç anlamı yok?

Turfanda sebzelerin aynı anda ama başka evlerde tencerelerde yemeğe dönüşmesinin, hayattan aynı tadı aldığımızın bir sırrı olması ihtimali hiç mi yok?

Sokak ıslak ve ben yürüyorum… Ağlayacak ne vardı bu kadar bilmiyorum. Acaba diyorum, acaba dertlerimi kendim mi kaşıyıp duruyorum durup dururken. Kurumuş, kurum bağlamış yaralarımı deşmekten zevk mi alıyorum diye soruyorum durup durup.

Cahit Sıtkı’nın şiirlerinde dolaşırken ömrüm ve bilinmezken son nefesin hangi mumu üfleyeceği, ürperiyorum dostsuz ölmekten... 36 yıldır bulamadığım dostumu mu arıyorum bu bitkinlik gecesinde diye de düşünmüyor değilim hani.

Eskiden diyorum, eskiden insanlar trenlerde sohbetlere tutuşurdu “nereye yolculuk?” diyerek başlayıp. Şimdi ise o ufak, kulağa tıkaç diye takılarak müzik dinlemeye yarayan şeyler yüzünden hep o aynı soğuk yüzleri görmek, bana bıkkınlık getiriyor diye düşünüyorum. Kimsenin kimseden selam alacağı yok bunu anladım da bu kadar mı yabancıyız birbirimize?

Dost arıyorum, aynı gündüz vakti elinde mum arayan o bildik düşünürün elinde mumla gündüz vakti “Adam” aradığı gibi. Yorgunum ve biliyorum bu sorgulama bitmeyecek, sabah niyetine geçecek sancılı saniyelerde.

Bu düşünce bulanıklığının sebebini de tahmin ediyorum aslında; laf aramızda,
Beni “hayat tutuyor”… Bu besbelli.

Herşeye karşı sorgulama, ayrıntılar, bu bulantıya dönüşen pişmanlık gecelerinin sebebi başka birşey olamaz yoksa…

Evet, evet; beni “hayat tutuyor!”. Bu besbelli...

YAZIK HAYAT
Kuş kırıntıları ile yaşanmaz ki,
Hakkımız yok yazıklara.
Zaman dediğin şey gökkuşağı,
Var, ama aslında yok.
Bir yanılsama, hayat denilen mevhum,
Adı yok sevdaların peşinde...
Çalmadan girmeli kapılardan,
Hayat bizi çalmadan.
Bırak, gönül şarabım sarhoş etsin,
Beden kadehimizi.
Öyle yıllandırdım ki hasretinle,
Bitirir esaretimizi.
Bir “güle güle”, bir “merhaba”.
Yazık değil mi peki, geçen hayata?
Bazen ne yapsan olmaz.
İmkânsızı seversin.
Cellâdına âşık olmayı seçersin.
Evet, seversin.
Ama hep, ensende,
O soğuk “elveda” yı beklersin.
Bir merhaba, bir elveda.
Yazık değil mi peki geçen hayata?
Selam, sevgi ve muhabbetlerimle efendim!


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/ haberin tüm hakları Mavi Ş Reklam Basın Yayın ve Danışmanlık Hizmetleri Ltd. Şti'ne aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.

Adınız Soyadınız:

E-Mail Adresiniz:

Yorum:

Lütfen Güvenlik Kodunu Giriniz !: