İktisatın Tanımı Ve İnsanlığın Dramı


İKTİSAT : “Sınırlı kaynaklarla sınırsız insan ihtiyaçlarının karşılanması” ?

İşte bu tanım 2009 yılına girdiğimiz bu günlerde yaşanan krizin, Irak’ ta, Filistin’ de ve birçok ülkede dökülen kanların müsebbibi olan ve başta ABD olmak üzere batı dünyasının hayata bakış açısının açılımı olan tanımdır ve tamamen bir uydurmadan ibarettir.

Maalesef hali hazırda üniversitelerde öğreti olarak verilen tanımda budur. Şimdi dilerseniz bu tanımın insanlık âlemini nasıl perişan ettiğine bir göz atalım ve doğrusunun ne olması gerektiğinin tespitini de hep birlikte yapalım. Bu tespit bizleri hem küresel krizden ve hem de dökülen kan ve gözyaşından kurtarsın…

Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki; dünya üzerinde insandan ve onun ihtiyaçlarının karşılanmasından daha önemli hiçbir şey olamaz. Yüce Tanrı dünya üzerindeki tüm varlıkları onun emrine vermiştir, bu manada dünya insana hizmet için vardır. Ancak batı dünyası kendi daracık dünyasını iktisada tanım olarak getirmiş, merhametten, vermekten imtina eden batı dünyasının yaşam şekli iktisata da aynen sirayet etmiştir. Yukarıda arz ettiğimiz üzere tanımda, “Kaynaklar sınırlıdır” ifadesi kullanılmaktadır. Ancak yeryüzünde bu güne kadar biten bir tane bile kaynak yoktur. Rus bilim adamlarının “Petrol bitti, şu kadar yıllık petrol kaldı.” yaygaralarına karşılık olarak verdiği cevap bu manada çok enteresandır. “Sibirya’ da petrol bitti” diyerek kapattığımız kuyulardan yıllar sonra yeniden petrol fışkırmaya başlamıştır.

Dünyaya gelen her insan; yemek, içmek, barınmak, sağlık hizmeti almak, eğitim görmek, ulaşım hizmetlerinden faydalanmak, ısınmak, iletişim hizmetlerini almak gibi iki elin parmaklarını dahi doldurmayan hak ve ihtiyaçlarla dünyaya gelir ki; buna da zaten “İnsan Hakları” denir. Devletlerin asli vazifesi ise, her bireye eksiksiz olarak bu hizmetleri vermektir. Bu manada sınırsız olan şey insanoğlunun ihtiyaçları değil ihtiraslarıdır.

Batı dünyasının çıkış noktası olan kaynakların sınırsız olarak görülmesi onlara şu an televizyon ekranlarından gözyaşlarıyla seyrettiğimiz sahneleri yapmalarına neden olmakta ve vahşetin aktörleri haline getirmektedir. Dünya barışı ve demokrasi yaygaraları yapan batı dünyası ellerini sırf gönül darlıkları ve aç gözlülükleri nedeni ile bir türlü kandan kurtaramamıştır. Bu nedenle 2003 yılında Irak a ‘’Demokrasi getireceğiz’’ diyerek girip 40.000 kadının ırzına geçen, 1.000.000’ dan fazla sivilin ölümüne sebep olan, Bosna da, Karabağ’ da ve daha birçok yerde insanlık âlemine bunları reva görenler bu gönül darlıklarından ve bu tanımdan kurtulmadıkça vazgeçmeyeceklerdir.
Şimdi bu tanımı düşünerek, başka bir cepheden olayı inceleyelim.

Bu tanım çocuklarımızı ne yönde etkilemiştir bir görelim. Kaynakların sınırlı olduğu mantığından çıkışla çocuklarımız iyi eğitim görmek zorundadır, yanındaki arkadaşını geçmek sınavda ondan daha fazla puan almak, tüm eğitimi boyunca başarılı olup pastada zaten sınırlı olan kaynaktan olabildiğince istifade etmek için mücadele etmek sorundadır. Eğer bunu yapmaz ya da yapamaz ise, olacak şey bellidir. Asgari ücrete talim, hayatı boyunca sıkıntı…vs., vs.
Hal bu ki; kaynakların sınırsız olduğu mantığı hâkim olsaydı o çocuk; paylaşımı vermeyi, devletine güvenmeyi, her ne kadar kazanma kabiliyeti olmasa da hiçbir zaman aç kalmayacağını bilerek yetişmiş olsaydı; işte o zaman normal bir insan olarak hayatını idame ettirip yarış atı gibi yaşamak zorunda kalmayacaktı.

Peki, bu mümkün mü dür? El cevap mümkündür.
Yapılan 3 Uluslararası konferansla insanlık âlemine tanıtılan “Milli Ekonomi Modeli” (Natinoal Economic Model) adlı eserinde Prof.Dr. Haydar BAŞ tüm bunların cevaplarını vermiş, dünya üzerinde, can, mal, namus, din ve vicdan emniyetinin nasıl sağlanacağını bir bir ifade etmiştir.

Ülkemiz insanından bir sır gibi saklanan bu modelden alıntı yapan ABD krizden çıkış yollarını yine bu eserde aramakta ancak arz ettiğimiz tanımdan bir türlü vazgeçemediği için bir türlü kurtulamamaktadır. Netice itibarı ile Milli Ekonomi Modeli incelendiğinde görülecektir ki; ilk sayfasından son sayfasına kadar bu model bir bütündür ve içinden yapılacak alıntılar geçici nefes almaların dışında hiçbir işe yaramayacaktır. Bu eser dünya yaratıldığından bu yana uygulanan ekonomik modellerin sonuncusu olup Kapitalizm, Sosyalizm, Feodalizmden sonra Milli Ekonomi Modeli olarak iktisat literatürüne girmiş ve müellifini bu kongreler sonunda 2006 yılında Nobel Barış Ödülüne Aday haline getirmiştir.

Bu model Rusya Bilimler Akademisi tarafından bilgisayarlı logaritması çıkarılmış ve dünya tarihinde ilk defa İktisat Prof.Dr. Haydar Baş’ın elinden Teori olmaktan kurtulmakta ve bir bilim dalı haline gelmektedir. Milli Ekonomi Modeli aynı zamanda ‘’Sosyal Devlet Milli Devlet’’ programı ile sosyal hayata nasıl geçirileceği de insanlık âlemine arz edilmiştir.

Bu model “Tüketici endeksli bir model” olup, ev hanımlarının kamu çalışanı statüsüne alınarak maaşa bağlanmasını,18 yaşına ulaşan her Türk vatandaşına 500,00 TL.’ lık vatandaşlık maaşı verilmesini, esnafın sıfır faizli uzun vadeli kredilerle desteklenmesini, çiftçinin köylünün yetiştirdiği ürünün yarı parasını peşin olarak alarak ürün tesliminde ücretin devamını almasını, projeleri mukabilinde üretmek isteyen her insanın faizsiz kredilerle desteklenmesini ön görmektedir.
Bu söylemler ilk bakışta imkânsızmış gibi gözükürken, sadece bakış açısındaki değişiklikle mümkün duruma gelmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti yaklaşık 20 yıldan bu tarafa kendi parasını basamamaktadır. IMF nin “Enflasyon olur, sakın para basmayın” tavsiyelerine uyan hükümetler, para basmamış, buna mukabil olarak yurt dışından aldıkları faizli (döviz) paranın karşılığında bastıkları parayla boşu boşuna borçlanmışlardır.

Buna en güzel örnek ise yaşanan son 6 yıllık dönemdeki borçlanma artışıdır. İktidardaki hükümet iş başına geldiğinde Türkiye’nin Cumhuriyet tarihi boyunca yaptığı borçlanma miktarı 80 yılda 240 milyar dolarken;
bugün iç ve dış borçlar toplamı 560 milyar doları geçmiştir. Üstelik neredeyse tüm KİT’ lerin özelleştirilmesi gerçekleştirildiği halde. Sırf kendi parasını basamayıp faizli parayı almamız yüzünden 80 yılda 240 milyar dolar borçlanan devlet son 6 yılda 320 milyar dolar borçlanmıştır. Şimdi vatandaş olarak aklımıza ilk gelen soruyu sorarak paranın nasıl özgürlüğe kavuşturulacağı meselesine geçelim. Tek soru soruyor, şimdi Türk insanı olarak soruyoruz; 6 yılda alınan bu 320 milyar dolar para nerede? Emekliye vermedin, esnafa vermedin, dula vermedin, yetime vermedin, sanayiciye vermedin, peki bu para nerede? El cevap tüm çalışma ve emeklerimiz IMF’nin kumbarasında.

Bu mantık devam ettiği sürece hiçbir şekilde ülke insanının geleceğe ümitle bakması mümkün değildir. Düşünün bir ülkenin Merkez Bankasının % 87’ si IMF’ ye aitse ne yapılabilir ki? Vatandaşa ne kadar kemer sıktırırsanız sıktırın, ne kadar vergileri arttırırsanız arttırın bundan kurtulmanız mümkün olmayacaktır. Şimdi gelelim bu işten nasıl kurtulacağımıza;
EMİSYON HACMİ: Bir insan düşünelim ki; bu insanın sağlıklı bir hayat sürdürmesi için vücudundaki kan miktarı vücudunun % 30’ unu oluştursun.

Böyle bir insan çalışır, sosyal hayatı düzgündür, yer, içer, vesaire tüm yaşamını sağlıklı olarak geçirir. Biz bu adama diyelim ki; “Arkadaş senin vücudundaki bu kan çok fazla biz bunun % 27’ sini alıp kan bankasına koyacağız” ve bu adamı razı etsek. Bu vatandaşa da sonra ballı börekli, meyveli tatlılı mükellef bir sofra kursak ve buyur ye desek adamın söyleyeceği tek şey “Kolumu kaldıracak gücüm kalmadı ki nasıl yiyeyim” olacaktır. İşte para da piyasanın kanıdır ve bu kan oranını eğer ki devlet iyi ayarlamaz ise o ülkede ekonomi iflasa kadar gidecektir. Ülkemizdeki sürüm hacmi miktarı %2,5 iken gelişmiş ülke tabir ettiğimiz ve bolluk içinde yaşayan ülkelerde bu oran % 30 seviyelerindedir. (İşte kriz bu ülkelerdeki sürüm hacminin bozulmasından kaynaklanmaktadır ve yaygara burada kopmaktadır.)

Türkiye’ deki enflasyonun maliyetten kaynaklandığını göremeyen ve talep enflasyonu varmış gibi hareket eden hükümetlerin tedbirleri hep boşa çıkmış, alınan faizli borçların altında kalan hep Türk insanı olmuştur. Oysaki TBMM’ de çıkarılacak ve sadece 1 saat gibi bir sürede alınacak bir karar ile Merkez Bankası’ na “Para bas” emrini verecek kanun çıkarılabilir ve bu borçlanma illetinden kurtulmak mümkün hale gelir. Şimdi bu yazımızı okuyan bazı arkadaşlarımız ‘”karşılıksız para basılır mı?” gibi bir soruyu akıllarına getirebilir; o yüzden hemen cevap vermek istiyorum.

Karşılıksız paradan bahsetmiyoruz. İnsan ihtiyaçlarının karşılığı olan ve halka tüketim kabiliyeti kazandıracak mal ve hizmetin karşılığındaki paradan bahsediyoruz. Bu nedenle basılan bu para karşılıksız olmayıp, paraya tahrik unsuru gibi bir fonksiyon yüklenmesinin sağlanması ile birlikte üretimin artmasına, işsizliğin tamamen ortadan kalkmasına ve hatta incelendiğinde görülecektir ki, işçi olmanın ise sadece bir tercih sebebi olmasına kadar varacak bir ekonomik sistemden bahsediyoruz.

Değerli dostlarım ne Türk insanı, ne de tüm insanlık çaresiz değildir. Amerikan Merkez Bankası’ nın başında bulunanlar bu krizden kurtulmanın bir yolunun olduğunu ve bu yolu tarif eden insanların da Türkiye’ de olduğunu itiraf etmek zorunda kalmaktadırlar.

Umarım bir gün bizler de yanı başımızdaki bu insanların farkına varır ve bu girdaptan kurtuluruz. Tüm yüreğimle inanıyorum ki; bu sistem Türkiye’ yi 2. yılda, Avrupa‘ nın, 3. yılda ABD’ nin 4.yılında kâinatın en güçlü devleti haline gelmesine ve insanlık âleminin, can, mal, namus, din ve vicdan emniyetine sahip olmasına yol açacaktır. İmkânsız diyenler için Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün Gençliğe Hitabesinde ifade buyurduğu şu cümleyle seslenmek istiyorum: “Muhtaç olduğunuz kudret damarlarınızdaki asil kanda mevcuttur!”

Selam ve saygılarımla…

Erkan ÇEVİK

Kaynak: Milli Ekonomi Modeli(Prof.Dr. Haydar BAŞ)
www.milliekonomimodeli.com

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/ haberin tüm hakları Mavi Ş Reklam Basın Yayın ve Danışmanlık Hizmetleri Ltd. Şti'ne aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.

Adınız Soyadınız:

E-Mail Adresiniz:

Yorum:

Lütfen Güvenlik Kodunu Giriniz !: