Söz Oruçları



İlkyazım olması nedeni ile çok düşündüm. Acaba; nasıl başlamalı?

Merhabalar deyip, kendimden bahsedip size kendimi mi tanıtmalıydım, ya da bir kadın portalında neden yazdığım konusunda mı yazmalıydım?
İşte savaşın başladığı an, söz orucunun başladığı kısır dakikalar...
Bir süre, dolanıp durdum odanın içinde. Elimde baba mirası tütün, kafamın içinde kelimeler didişmeye başladı, gözlerimi kapadım, açtım, klavyenin başına oturdum ve buyurun merhabalarla birlikte ilkyazımıza.

“Merhaba…”
Bazen söylemesi ne kadar da zordur. Hele geçmişten gelen biriyse, uzun süredir görmediğiniz, sizin yaşadığınız sıkıntıların benzerlerini sizsiz yaşamış olduğunu bilerek, ürkekçe söylenir

Merhaba…
“Acaba!” dersiniz, “acaba” ve umarsınız hala benim bıraktığım tazelikte mi dostluğu, O’nun da buna ihtiyacı olduğunu ümit ederek dersiniz, “Merhaba…”

Merhaba bazen zordur. Gün içinde tükettiğimiz onca şeyin yanında nedir ki demeyin. Konuşmaktan kaçınan, ayıplarla büyümüş bizler için merhaba bazen çok zordur. Düşünün! Oturduğunuz apartmandan çıkarken karşı komşunuz size neden merhaba demez? Siz ki sokakta simit satan bir çocuğa dahi merhaba deyip gülümserken, sabahları ufacık bir merhabayı komşunuz sizden neden kıskanır?

Ömrümüzde kaç merhaba bizim için gerçekten diğerlerine nazaran daha anlamlıdır?
Hayatın bize verdikleri karşısında bireysel şükürdür merhaba. Tanrıya olmasa bile, vefasız komşuya merhaba demek insanlığımızın şükrüdür.

Vefa’nın sadece bir semt ismi olduğu, dostlarımızı bilgisayar sayfalarında bulmaya çalıştığımız bu çağ da ne kadar çok söylenmemiş merhaba var.

Yirmi yıl öncesindeki dostumuzu ararken, önümüzdeki dostlukları bir merhaba yüzünden kaçırmak ne acı. Yoksa Sokrat’ın söylediği şu söz gibi mi düşünüyoruz? “Ey dostlarım, bilin ki dünyada dostluk yoktur”. Bu kadar planlı davrandığımızı ise hiç zannetmiyorum.

Korkuyla yetiştirilmenin, yaşadığımız ekonomik şartların bir getirisi olma olasılığı çok fazla bu söz oruçlarının, merhaba kısırlığının sebebi.

“Farkında” lık çok önemli. Fark etmek... Dokunmak... Sarılmak... Yapamıyorsak eğer; sabah çayı sonrası bir dosta ‘’Merhaba’’ demek... Bozmak söz oruçlarını dostluk niyetine. “Merhaba Dostum!” demek, “Seni çok özledim”, “Bugün deniz kenarında yürüyelim mi?; derdimi dinler misin?” diye devam etsek bozulmuş orucun beklenen bu iftarına.

İkindi vakti, bir semaver başında anlatıp anlatıp ağlasak, merhaba demekten utanmadığımız gibi, ağlamaktan da utanmasak, yaşasak şu kısa yaşamın tüm renklerini ve bilsek bir ışık mesafesindeki bir “Merhaba” nın aslında yaşanan tüm karanlıklara rağmen tüm renklere gebe olduğunu.

Ve unutmasak; “Hayatın çoğu zaman insanoğluna her şeyin en iyisini verdiğini, ancak bunun farkına çok az insanın vardığını”... Merhabalar! ım bu şiirimin de kabulü ümidi ile sizlerin olsun.

SİYAH VE UMUT
Renklerine sarıldım dünyanın,
Pembe çocuk tebessümlerine,
Maviyi umut bildim derin sancılarımda,
Beyazı son giysimin rengi seçtim,
Denizköpüklerinden entarimi,
Kumar oynadım kırmızıya dair,
Al kanımı sancak yaptım,
Tütün renginde üfledin efkârımı,
Yeşili anneme bıraktım,
Gözüme kurban diye...
Turuncu bahçeler umdum babam için cennette, yakuttan.
Bereketi kahverengi,
Sevdayı sarı.
Gökkuşağını bu yüzden çok sevdim.
Kararsız gri olmadım ömrümce.
Bilinmezlik simsiyah ya hani,
Meçhul korkutuyor ya?
Ben hiç korkmadım!
Ve bildim;
Bir ışığın her zaman tüm renklere gebe olduğunu…
Sevgilerimle efendim;

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/ haberin tüm hakları Mavi Ş Reklam Basın Yayın ve Danışmanlık Hizmetleri Ltd. Şti'ne aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.

Adınız Soyadınız:

E-Mail Adresiniz:

Yorum:

Lütfen Güvenlik Kodunu Giriniz !: